İlya Boyaşov’un Tankçı’ya Önsözü

Tankçı ya da “Beyaz Kaplan”, insanlık tarihinin  en korkunç savaşlarından birini, İkinci Dünya Savaşı’nı (1939-1945) anlatıyor.

Bu savaştaki en ağır yazgı Rusya’nın payına düştü; o dönemde Sovyetler Birliği’nde yaşayan  halkları yok etmeyi  ve Slav topraklarını köleleştirmeyi hayal eden Faşist Almanya en ağır darbeyi Rusya’ya vurdu.

Almanya’nın savaşı, insanlığa karşı nefret yüklü bir savaştı. Acı, ölüm ve korkunç ıstıraplar getirdi.

İlk kez bu savaşta makineler – tanklar, toplar, uçaklar, gemiler, denizaltılar… – çok önemli bir rol oynadı.

Bu savaşın, makinelerin ve hep daha korkunç, hep daha ölümcül makineler yapan tasarımcıların savaşı olduğunu söylemek mümkün.

Bu savaştaki en büyük rollerden biri de tanklara düştü: Her türlü istihkamı delip geçen zırhlı koç başları olarak tanklar, bütün şiddetli saldırılarda yer aldı. Hitler’in yıldırım savaşı ‘Blitzkrieg’in de hızlı tank hücumlarına dayalı olması tesadüf değildir. Tanklar sayesinde Alman  Ordusu, daha  1941 sonbaharında Moskova ve Leningrad’a ulaşmış ve 1942 yazında Volga’ya ve Kafkasya dağlarının eteklerine  yerleşmişti.

SSCB’de tank yapımına büyük önem verildi.  Savaş arifesinde Sovyet bilim adamları, birçok uzmana göre İkinci Dünya Savaşı’nın en iyi orta sınıf tankı olan  ünlü T-34’ü yaratmayı başarmışlardı… Savaş alanında bu tankla yüz yüze gelen Hitler’in tasarımcıları bir ‘panzehir’ aramak zorunda kalmışlardı. Almanya’da, 1942 yılına doğru, en az onun kadar ünlü olan ağır tank ‘Kaplan’ ortaya çıktı. ‘Kaplan’ 1944 yılına kadar, yalnızca Sovyet değil, Amerikalı ve İngiliz tankçıların da  karşılaşmaktan çekindiği bir tank, savaş alanlarının en güçlü ve tehlikeli tankı oldu.

Kaplan’ o günkü bilimsel düşüncenin bütün bilgi ve olanaklarının cisimlenmiş haliydi: Neredeyse delinmesi imkansız bir zırh, hedef şaşmaz  mühimmatıyla 88 milimetrelik bir top,  rahat bir sürüş (levye yerine direksiyon ilk kez onda kullanılmıştı). Bu tank benim için hem Alman savaş sanayisinin teknik başarısının bir simgesi, hem de ‘korku ve ölümün’ kasvetli bir cisimlenişi, adeta öteki dünyadan gelen bir canavar, “kötülüğün güçlerinin” cisimlenmiş hali oldu.

Beyaz Kaplan’ fikri işte böyle doğdu.

Kitabım, savaşta her şeyini – aklını, geçmişini, akrabalarını, yakınlarını – kaybeden ve ne yazık ki bu dünyada Şeytan varoldukça yok edilemeyecek olan bu ‘kötülükle’ metafizik bir mücadeleye giren sıradan bir Rusu, bir “otuz dört” tankçısını anlatıyor.

Başarıp başaramadığım konusu sizin  takdiriniz.

Saygılarımla,

İlya Boyaşov

Şubat 2015

Tankci