Fırat’ta On Yıl’dan: Sunuş

Fırat Koleji - Euphrates Collefe

Sunuş - Ali Baylar

1970 yılının 8 Eylül sabahında gözlerimi açtığım Elazığ, hayatımın ilk 15 senesinin geçtiği ve çocukluk, ilkgençlik yıllarımı yaşadığım, hayatımda önemli yere sahip bir şehirdir.

Annemin beni de Cuma günleri mezarlık ziyaretine götürdüğü Harput, çocukluğumda mezarlık şehri olarak hafızamda yer etmişti. Uçsuz bucaksız mezarlık olan bu eski şehirin aslında geçmişin birçok hatırasını da o mezarlarla birlikte tarihe gömdüğünü yıllar sonra farkettim.

Osmanlı İmparatorluğu’nda bir sancak şehri olan Harput’un sadece Süt Kalesi, birçok evliya türbesi ve mezarlıktan oluşmadığını öğrenmem zaman aldı. 1990’larda elime geçen İshak Sunguroğlu’nun 4 ciltten oluşan Harput Yollarında kitabı Harput’a bakış açımı tamamen değiştiren kitap oldu. Harput’ta Amerikan Konsolusluğu, Amerikan Koleji, Protestan İlahiyat Fakültesi, Alman Koleji, Fransız Koleji olduğunu ilk kez o kitaplardan öğrendim. Harput gittikçe daha ilgimi çekmeye başladı o dönemden sonra.

1990 yılları henüz internetin hayatımızda olmadığı yıllardı. Bir konuda merakınızı gidermek için kütüphanelere, sahaflara ve şansınız var ise kitapçılardan bulduğunuz eserlere başvuruyordunuz. İstanbul Üniversitesi Arap Dili Edebiyatı Bölümü’nde okurken sahaflarda “Merzifon Amerikan Koleji Hatıraları” adında bir kitap elime geçti. Kitapta Merzifon Amerikan Koleji’nde görev alan bir misyonerin hatıraları vardı ve orada da Harput Amerikan Koleji’nin ismi geçiyordu. Harput Amerikan Koleji ile alakalı basılmış bir eser hiç bulamıyordum.

1995 yılında Hıristiyanlığı yaymak için ülkemizde dolaşan Amerikalı misyonerlerle tanıştım. 6 misyonerle bir çay bahçesinde altı saat süren sağlam tartışma sonucunda kendilerine yüzyıllardır din savaşları yaptığımızı ve bir adım yol kat edemediğimizi, iki taraftan da yüzbinlerce insanın bu savaşlarda öldüğünü söyleyerek Kuran-ı Kerim’den “Sizin dininiz size, benim dinim banadır” ayetini sundum. Ne onlar beni değiştirebilirlerdi ne de ben onları. O zaman en güzeli tartışmayı bir kenara bırakıp arkadaş olmaktı. Konu dönüp dolaşıp Harput Amerikan Koleji’ne gelince de kendilerinden bana bu konuda misyoner kütüphanesi arşivinden destek verebilmeleri konusunda ricada bulundum. Nitekim birkaç ay sonra dediklerini yapıp okuyacağınız bu eseri posta yoluyla, fotokopi olarak yolladılar. Fırat’ta On Yıl adlı çalışmada 1850’lerde Harput’a gelen ilk misyonerlerin yaşadığı olaylar diğer misyonerlere bir rehber olarak sunulmuştu.

1996 yılından itibaren internetin hayatımıza girmesi aslında araştırmacılar için bulunmaz bir alanı da beraberinde getirmişti. Artık yabancıların da belgelerine, düşüncelerine, fotoğraflarına ve arşivlerine ulaşma şansımız bulunuyordu. Harput araştırmalarımı daha rahat yapacağım internet alanını çok sevdim. Araştırmalar sırasında bir çok fotoğrafa, belgeye, e-kitaba ulaştım. Bunların analizi, toparlanması, arşivlenmesi epey zaman alan işler oldu. Değişik dönemlerde yazılan Harput ile alakalı kitapları da internet üzerinden sipariş ederek arşivime ekledim.

Harput, bir sis perdesinin açılması misali gözümde gitgide daha net bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştı. Mezarlıklar şehri içine girdikçe derinleşen mistik bir tarih hazinesi ile çıkıyordu karşıma. 3-4 katlı evleriyle, 30.000 nüfusuyla, fabrikaları, konsoloslukları, yabancı kolejleri ve karışık kültürüyle içine girdikçe daha da değerlenen bir hazine bulmuşcasına seviniyordum.

Fırat'ta On Yıl1905 yılında bugünkü Elazığ şehrinin bulunduğu yerde (eski adıyla Mezire) Danimarka Yetimhanesi olduğunu çoğumuz bilmiyoruz. Ve o yıllarda Danimarka Yetimhanesi ile Harput’ta bulunan Amerikan Konsolosluğu arasında telefon bağlantısı olduğunu duyunca eminim çoğumuz benim gibi şaşıracaktır.

1860 yılında daha fotoğrafçılığın yeni yeni çıktığı o yıllarda Harput’un fotoğraflarının çekilmesi de ilginç bir durumdur.

Fabrikatoryan Kardeşleri çoğumuz ilk defa duyuyor olabilir, yaşlı Elazığlılar “Beş Kardeşler Konakları”nı hatırlayacaklardır. Bu birbirinin aynı şeklinde yapılan 5 konağın Fabrikatoryan Kardeşlere ait olduğunu kaçı biliyordur? 1880’lerde Harput’un güneyindeki Hüseynik kasabasında fabrikaların gece gündüz imalat yaptığını, bu imalatların yurtdışına ihraç edildiğini de çoğumuz bilmiyoruz.

Doğu Anadolu bölgemizdeki şehirlerde fazla göremediğimiz fakat Harput müziğinde kullanılan ud, kanun, keman gibi aletlerin bir kültür birikiminin sonucu olduğunu unutmayalım. Harput Köftesi, Harput İçli Köftesi gibi yiyenin tadı damağında kalan yemeklerin bugün Amerika’daki Los Angeles Eyaleti’nde bulunan “Küçük Ermenistan”daki Ermenilerce aynı şekilde yapıldığını görmek birşeyleri ortak kültürümüz olarak görmemize yarayacaktır. Elazığ’da başörtüsü olarak kullanılan yazmaların kenarındaki oya işçilikleri, elle işlenen  masa örtüleri, dokumalar hep yüzyıllar boyu birlikte yaşayan kültürlerin geride bıraktığı değerlerdir.

Çocukluk yıllarımda bugünkü Dumlupınar İlkokulu’nun hemen yanında bulunan metruk kilise hep dikkatimi çekerdi. Yıllar sonra onun Amerikan Protestan Kilisesi olduğunu öğrendim.

Harput Kalesi’nin Keban Gölü’ne bakan tarafında Dabakhane olarak geçen yere yürürken kırık cam parçaları dikkatimi çekmişti. O arazinin eski bir mahalle olduğunu fotoğrafları tararken farkettim. Şimdi bomboş bir yol olan o yerde eskiden kalabalık bir mahalle bulunuyordu.

Benim gibi birçok Elazığlının merak ettiği tarihi konuları bu kitapla tamamen çözmek gibi bir şey amaçlanamaz. Bu kitap, on dokuzuncu yüzyılda Harput’ta yaşayan bir misyonerin hatıralarını, yaşadıklarını ve diğer misyonerlere rehber olacak önerilerini içeren bir eser. Harput Misyonu’na yerleşen ve burada Fırat Koleji’nin kurulmasını sağlayan Crosby H. Wheeler’ın bu eseri, sadece Elazığ’ın geçmişi anlattığı için değil, misyonerlik yöntemini örnekleriyle anlattığı için de temel bir eser. O dönemin Harput Sancağı’nı bir yabancı gözüyle okumak ilginizi çekecek diye düşünüyorum. Yer isimleri özellikle orijinal şekliyle kullanıldı. Elazığ halkı bugün de Perçenç, Hoğu, Yığiki gibi isimleri kullanmakta ve o yüzden rahatlıkla belirtilen yerlerin nereleri olduğunu bulacaklardır.

“Bakır Maden” o dönemde de bakır yatakları ile ve bakır üretimiyle söz sahibi olan fakat bugün terkedilmiş Maden Kasabası’nın adıdır. “Gümüş Maden” olarak geçen yer isminin Keban İlçesi olduğunu düşünüyorum. O dönemlerde Keban’da gümüş çıkarılmaktaydı.

Bu kitabı okurken misyonerlerin psikolojilerini de analiz etmenizi rica ediyorum. 1850’lerde Amerika’dan kalkıp Samsun limanına gemilerle gelmek, at sırtında 15 gün yol katederek Amasya, Sivas üzerinden Harput’a zor şartlarda gelmek, bilmediğiniz bir ülkede, bilmediğiniz insanlara İsa’yı anlatmak kolay iş olmasa gerek. O insanlardaki azmi, sabrı, emeği ve bu emeklerin sonucunda başarılarını bu kitapta okuyacaksınız. Defalarca reddedildikleri yerlere ısrarla gitmeye devam etmeleri bile inandıkları şeye nasıl sağlam bağlandıklarının bir kanıtı değil midir?

Harput şimdilerde bir mezarlık şehir gibi görünüyor olabilir, fakat altında büyük bir tarihi birikimi bulunan bu şehrin hâlâ keşfedilmeyi bekleyen bir sürü hazinesi bulunuyor. Bu kitapla belki ufak bir adım atmış oluyorum, ama bu konuda daha bir çok eserin hayata geçirileceğine inancım sonsuz.

Şimdi sizi Wheeler’in hatıralarıyla başbaşa bırakıyorum.