Rusya’nın önemli ödüllerinden olan Natsionalniy Bestseller Roman Ödülü sahibi, budistlerden balinalara dek kalabalık kadrolu bir yol romanı.

“Kedilerin insanlara değil de evlere bağlandığını kim söylemiş? Muri adlı kedi, Yugoslavya’da patlak veren savaştan kaçarken onu terk eden insanları bulmak için Avrupa’nın yarısını dolanıyor. Dışardan bakanlar Muri’nin başıboş gezdiğini sanabilir, ama bu kedi onun olan şeyleri geri almaya kararlı – vaatlere kanmadan, tehlikelere aldırmadan yoluna devam ediyor. Muri’nin Yolu dünyanın bütün yolcularına adanmış, mucizevi bir kitap, yer yer hüzünlü, lirik ve ironik bir eve dönüş hikayesi.”

Tatyana Şabayeva, Literaturnaya Gazeta

“Tam okumalık bir kitap – kurabiye gibi: Tadına bakın, pişman olmayacaksınız.”

Tatyana Moskvina

“Daha önce antiütopyalar yazmış bir yazardan, yolculuklarla ve yolcularla dolu etkileyici bir masal.”

Timeout Moskova

Bu kadar şaşırtıcı, iyikalpli, bilge kitap nadir bulunur. Muri’nin Yolu bunun için bir ödülü hak ediyordu ve kazandı.

St-Peterburg Vedomosti

Kitaptan: Muri Neden Yola Çıktı?

Şimdi şöyle oldu: İlk bomba havayı yararak gelip yere indi ve çalıları havalandırdı. Ardından bir tane daha indi. Bir tane daha… Ah, çileklerle dolu tarla! Ah, yaşlı elma ağaçları! Hepsi paramparça oldu. Keşke duyabilseydi insanlar bombalarla evleri yerle bir olan cinlerin nasıl inleyip haykırdığını, ağladığını! Doğa güçleri deliye döndü, mahvolmuş ağaçların altına attılar kendilerini bağırarak, çığlık çığlığa haykırdılar ve yarasalar gibi koşuştular dört bir yana. Onlarla birlikte kelebek ve karıncalar paniğe kapıldı; bahçede ağaçlar parçalanıyor ve toprak parça parça savruluyordu havaya.

Felakete tam da sağlık çayırındayken yakalanan, öfkeye kapılan Muri kafasını kaldırmış olsaydı, bir iblis bulutunun gökte, dişlerini gıcırdatıp mutlulukla süzülerek, kanatlarını çırparak uçtuğunu görürdü – savaşın asıl orospu çocukları gelmişti. Önce yüzlerce, sonra binlercesi çıkmıştı yerin çatlaklarından. Ama kedi farkında değildi iblislerin! Hızla, uçar gibi eve koştu – ama parçalanmış tahtalar, yataklar ve yıkık bir baca çıktı karşısına. Ev cini şans eseri ayakta kalmış verandanın basamaklarına oturmuş, hıçkırarak ağlıyordu korkudan. Baloncuk mahvolmuştu, çünkü böyle saygın bir yaşa gelmiş olan ev cinleri yuvalarını terk etmez ve kural olarak evlerle birlikte ölürler. Böylece, daha bir gün önce keyifle sağa sola sallanan ev cini, Muri’nin gözlerinin önünde ölüm yeşiline büründü.

Muri dört bir yana kaçışan cinlerin arasında yangın yerini inceledi. Cinlere, kalan izlere ve kokulara bakarak insanların onu hiç düşünmemiş olduğunu anladı. İki ayaklılar hemen kaçıp gitmişti! Bu ihanete inanmakta güçlük çeken Efendi, tekrar kokladı verandanın yanına savrulmuş, unutulmuş eşyaları. Öfkeden titriyordu, ama artık Yeryüzünün Hükümdarı olmadığı için hiddetini dizginledi ve kesin olarak sinirlerine hakim oldu. Bu kez kararlılıkla tir tir titreyerek teselli edilmesi imkansız ev cinine yaklaştı. İki varlık aralarında sohbete başladılar.

“Her şey bitti,” diye iç çekti ev cini. “Yaşam bitti ve artık gelmeyecek geri.”

Kedi dimdik baktı ona ve kaçan aileye haklı bir öfke savurarak şöyle dedi:

“Hayır, bu iş böyle bitmez! Ben ne kasemi, ne battaniyemi ne de güneş altındaki yerimi kimseye bırakmam.”

“Artık kime ne yararın var?” dedi kederle ev cini.

“Hiçbir şey anlamamışsın sen!” dedi kedi. “O kase, o battaniye ve bana hizmet eden iki ayaklılar lazım bana.”

“Bize bir çatı…” diye inledi ev cini.

“Kes sesini!” diye miyavladı Muri. “Seni korkak, göbekli asma! Bugün yarın yığılırsın bu yıkıntıların arasına!”

“Ne yapmalı?” diye inledi ev cini iki yana sallanarak.

“Kaybettiklerimizi geri almalı!” dedi kedi. Ve yola çıktı.

(s. 18-20)